- Antrenör Mehmet Bozdemir'in; bisikletin daha bilinçli,güvenli,sağlıklı kullanımı bisiklet sporunun yaygınlaştırılması,geliştirilmesi ve başarıya ulaşması için önerilerini kapsayan blog sitesi.
27 Mart 2018 Salı
2018 Gaziantep Etaplı Dağ Bisikleti Yarışmaları
Merhaba Bisiklet Dostları;
Gaziantep büyük şehir belediyesi organizasyonunda bu yıl ikinci kez dağ bisikleti etaplı yarışmasında bir araya geldik.Oldukça iyi bir hava şartlarında ve güzel bir parkurda farklı illerden 350 nin üzerindeki ve yabancı sporcuların katılımı ile hafta sonu tamamlanmış oldu.Organizasyonun eksiksiz olması için emeği geçen her kişiyi tebrik ve teşekkür ediyoruz.Ayrıca Maddi ödüllerinden dolayı Gaziantep Büyükşehir Belediyesine de teşekkür ediyoruz.
Bir sonraki bisiklet müsabakamız da tekrar buluşmak dileğiyle....,,
19 Mart 2018 Pazartesi
2018 Doping Yazıları 2
Merhaba Dostlar;
Sky Bisiklet takımı için yazılmış bir yazı ilğinizi çekeceğini umarım.Bu Yazının beyaz perde de flim de var
Yolun Sonu ve Başlangıcı.
Hâlâ aynı koku
burnumda. İngiltere’ye ilk kez gittiğimde takvimler 2012’yi gösteriyordu, en
yakın arkadaşımla önce Londra’ya gelmiş, sonra Liverpool ve Manchester’a
gitmiştik. Harika bir yazdı, The Stone Roses’un geri dönüş konserini izlemiş,
The Beatles otobüs turunda şarkılar söylemiş, grup tarihinin sergilendiği
müzede beyazlar içindeki bir odada çalan Imagine ile kendimizden geçmiş,
Anfield Road müzesinde 2005 İstanbul detaylarına bakarken duygulanmıştık. Camden’da
akşamları üç kuruşa yediğimiz chicken teriyaki’den, Portobello’daki bit
pazarından, kitapçılardaki yüzlerce spor kitabından bahsetmiyorum bile.
İngiliz, Hint, Çin, Japon mutfağı karışımı kokan sokaklarda çantama
doldurabildiğim kadar bisiklet kitabı alıyor ve etrafı keşfediyordum.2012 yazı,
Birleşik Krallık için de güzeldi. Yaz başında büyük hedeflerine ulaşmışlar,
Team Sky’dan Bradley Wiggins’in Fransa Bisiklet Turu kazanmasını çılgınca
desteklemişlerdi. İki teker kendisine yeni bir pazar bulurken Team Sky da Lance
Armstrong dönemi sonrası farklı bir bisiklet anlayışıyla da kazandığını
müjdeliyordu. Wiggins sıra dışı bir kahramandı; yarışırken ölçülü, akıllı,
sınırlarını bilen bir tarzı vardı. Yarış sonrası mikrofon uzatıldığında ise bir
rock yıldızına dönüşüyordu; ettiği küfürlerle, doping karşıtı sert
açıklamalarıyla, hayat hikâyesiyle…Güzel başlayan yaz güzel de devam etmişti,
Londra’daki olimpiyat oyunlarında ev sahibi açılıştan başlayarak muazzam bir
sınav vermişti. Arka arkaya gelen madalyalar ülke tarihlerinin yakın dönemdeki
en unutulmaz periyotlarından birini oluştururken başrolde yine Wiggins vardı.
Le Tour zaferi sonrası evine bir ikon olarak dönmüş ve olimpiyatın açılışında
stadyumdaki bir platforma çıkarak kahraman gibi halkını selamlamıştı. Akabinde
koleksiyonuna bir olimpiyat altını daha ekledi. Her yerde o vardı, sokaklardan
dergi kapaklarına kadar her noktada yüzünü görebilirdiniz.

Şimdi, altı yıl sonra, o kokuyu anımsayabiliyorum. Daha doğrusu birkaç günlüğüne geldiğim Londra’da kendimi yeniden aynı durakların çevresinde buldum. Bu kez yalnızım ve bir yandan yeni yerler görmeye çalışırken diğer yandan ilk gelişimde takıldığım noktaları hatırlamaya çalışıyorum. Değişen çok bir şey yok, İstanbul’da yaşayan birine şaşırtıcı gelecek şekilde, her şey hemen hemen aynı. En çok da kitapçılar. Spor kitapları rafı hâlâ görkemini koruyor hatta bisiklet raflarının hacmi daha da büyümüş gibi. Yine de değişen bir şeyler var. Evet, var.Bugünlerde o kitapçılarda gazete satılan bölümlere gittiğinizde manşetlerde aynı yüzü görüyorsunuz. Bir farkla. Altı yıl önce Wiggins’in favorilerini ve saçlarını sayfalarına taşıyan bir gazete şimdi “Wiggo’ya doping şoku” başlığını atmış durumda. Altı yıl önce Team Sky’ın başarısının kültürel, sportif ve teknolojik temellerini ele alan birçok kalem şimdi Britanya parlamentosunda oluşturulan komitenin sunduğu doping raporunu sayfalarına taşıyor, ünlü bisiklet ekibinin nasıl güvenilmez, çelişkili ve yanlışlarla dolu bir yönetim stiline sahip olduğunu halka aktarıyor.Her şey nerede değişmeye başladı? Ya da hep aslında böyle miydi? Bunları düşünürken aklıma Socrates’in Temmuz 2017 sayısı için konuştuğumuz Danimarkalı eski bisikletçi Michael Rasmussen’in bir lafı geldi. Şu sıralar yorumculuk ve gazetecilik yapan Rasmussen, geçmişte yaptıklarıyla yüzleşmenin de rahatlığıyla, sözünü sakınmıyor. Ve Team Sky’dan konuşurken hep ironik şekilde atıfta bulunduğu bir ifade var: “Bembeyaz, tertemiz.” Britanya ekibi, Britanya bisikletinin lideri Dave Brailsford önderliğinde kurulduğunda başka bir şey yapmak istediğinin altını çizmişti. Çalıştıkları doktorlar bisiklet dışından gelecekti, teknik ekipleri yol bisiklet kültürünün içinde dopingle özdeşleşmiş yüzlerden seçilmeyecekti.Yıllar içinde iddiaları daha da büyüdü, “Sıfır tolerans” stratejisi izlemeye karar verdiler ve geçmişinde herhangi bir doping lekesi olan kimseyle çalışmayacaklarını ifade ettiler. Tecrübeye ihtiyaçları yoktu çünkü işler, kimlerle çalışırlarsa çalışsınlar, onlar için iyi gidiyordu. Wiggins ile başlayan başarı öyküleri Chris Froome’un arka arkaya zaferleriyle sürdü. Dokuz senede beş Fransa Bisiklet Turu, bir İspanya Bisiklet Turu ve sayısız başka şampiyonluk elde ettiler.

Dave Brailsford ve
ekibi bu süreçte ‘Marjinal kazanımlar’ adı verilen bir yöntemin başarılarının sırrı
olduğunu belirtti. Defalarca. Doğru, bütçeleri çok büyüktü; rakiplerinin sahip
olmadığı konfora, teknolojik imkânlara, yeniliklere sahiplerdi. Lakin onlara
göre, beslenmeden yarış taktiğine kadar her noktada ufak kazanımlar elde etmeye
çalıştıkları stratejileri, Britanya’nın 2012 olimpiyat başarısında da etkileri
olan Steve Peters, Tim Kerrison gibi isimlerin elinde daha da büyüyordu ve
zirveye ulaşmalarını sağlıyordu. Fakat bu tabloda rahatsız edici olan şey
esasında kibirleriydi. Team Sky, bembeyaz ve tertemiz olarak kendisini öne
atarken Brailsford da rakiplerine ve medyaya belirli bir mesafeden bakıyor,
Avrupa menşeli bir spor olan yol bisikletini değiştiren lider portresi
çiziyordu. Ancak takımının doping konusundaki çelişkileri söz konusu olduğunda
bu kibirli tavır ona pek yardım etmiyordu.Sıfır toleranstan Hollandalı doktor
Geert Leinders ile çalışmalarına kadar birçok konuda Britanya ekibi zamanla
çatlaklar verdi. En büyük problemleri de çok güçlü olmalarıydı. Wiggins ve
Froome’un zaferleri soru işareti yaratıyor, dağlarda takım olarak
sergiledikleri performanslar şüpheleri üzerine çekiyordu. Gerçekten fazla
güçlülerdi ve dağlara imzalarını atan sadece bu iki isim de değildi. 2017
İspanya Bisiklet Turu’nun son tırmanışında Froome’un domestikliğini yapan Wout
Poels’in herkes yorgunluktan ve tırmanıştan bitkin düşerken düz yolda
gidiyormuş gibi rahat çıkışı takımı anlatan simge görüntülerden biriydi. Ayrıca
Geraint Thomas gibi isimlerin yıllar içinde istikrarlı tırmanışçılara
dönüşmeleri de tartışma yaratıyordu. Bütün bunlara rağmen Brailsford ve çalışma
arkadaşlarının özgüveninde herhangi bir kırılma yoktu, onlar her şüpheye
gittikçe artan bir kibirle yanıt veriyorlardı. Para da güç de başarı onlardaydı
ve zamanla içlerine kapanma sebepleri belki de buydu. Kimsenin eleştirisine de
tavsiyesine de ihtiyaçları yoktu, çağ değişmişti ve ortada egemenliklerini
sarsan bir durum yoktu. Yani yok gibi görünüyordu. Ta ki Rus hackerlar ve
Britanyalı milletvekilleri devreye girene kadar…

Parlemento tarafından
oluşturulan komitenin açıkladığı raporun kökenlerinde 2016 yılı var. Rus
atletizminin ve olimpiyat komitesinin arka arkaya skandallarla sarsıldığı
dönemde Fancy Bears isimli Rus hacker grubu, bir
liste yayınlamıştı. Liste, tıbbi gerekçelerle izin alınarak kullanılan bazı
yasaklı ilaçları tercih eden sporcuları sıralıyordu. Serena Williams, Simone
Biles gibi isimlerin yanında Bradley Wiggins, Chris Froome gibi bisikletçiler
de yazılıydı. Bulgular, Wiggins’in kazandığı Fransa Turu da dahil olmak üzere
katıldığı büyük turlar öncesinde TUE (Therapeutic Use Exemption, yani yasaklı
bir maddenin izin alınarak kullanılması) sistemi çerçevesinde üç kez yasaklı ilaç
kullandığını gösteriyordu. Wiggins’in durumunda bu, astım ilaçlarıydı. Ortada
ilk bakışta yasa dışı bir durum yoktu, bu sporcularının çoğunun astım hastası
olduğu biliniyordu, sağlık gerekçesiyle ara sıra bu ilaçları aldıkları da
tahmin ediliyordu. Ama özellikle Wiggins’in kullanım sıklığı dehşet vericiydi.
O dönem Uluslararası Bisiklet Birliği başkanı olan Brian Cookson’ın “Team Sky,
TUE konusunda limitleri sonuna kadar zorluyor” minvalinde konuşmasına yol açan
liste kamuoyunda da büyük yankı bulmuştu.Aslında parlamentonun
oluşturduğu komite Ağustos 2015’te çalışmaya başlamıştı ve hedefinde
“atletizmde dopingle mücadele” vardı. Lakin sonraki yıl, bisiklet dünyasında
ortaya çıkan yeni haberler komitenin çalışmalarını genişletmesine neden oldu.
Ekim 2016’da Birleşik Krallık Anti-Doping Ajansı’ndan gelen bir haber Team Sky
için cehennemin kapılarını açmıştı. Ajans, 2011 Criterium du Dauphine yarışına
yollanan şüpheli bir tıbbi paketten söz ediyordu. Team Sky tarafı önce paketin
içinde basit bir boğaz temizleme ilacı olan Fluimucil’in bulunduğunu ifade
etti. Soru işaretlerini daha da büyüten ise o zamanki takım doktoru Richard
Freeman’ın Team Sky’ın tıbbi kayıtları konusunda yaptığı açıklamaydı. Freeman,
kayıtların çoğunu tuttuğu bilgisayarını Yunanistan’daki tatili sırasında
kaybettiğini ifade ediyor, Team Sky da kayıtların yedek kopyasını komiteye
sunamıyordu. Aynı dönemde meselenin farklı yüzleri de soruşturma kapsamında
ifade vermiş, eski koçlardan Shane Sutton’ın “Yapılan yasa dışı değildi, etik
dışıydı” demeci gündemin merkezine oturmuştu.Sürecin devamında ortaya yeni bir
şey çıktı mı? Hayır. Fakat parlamentonun bir gece önce paylaştığı rapor,
kamuoyunun Team Sky hakkındaki şüphelerinin yetkililer tarafından da
doğrulandığını ortaya koyuyor. 52 sayfalık raporun en dikkat çeken kısmı
şurası: “Team Sky’ın yöneticilerin ve koçların sağlık ekibinin metotlarından ve
bisikletçileri büyük yarışlara hazırlama şekillerinden habersiz olduğu
yönündeki açıklaması çok tuhaf görünüyor ve onların orijinal hedefi olan ‘temiz
kazanmak’ ve spor içindeki en yüksek etik standartları tutturmakla
bağdaşmıyor.” Arkasından şu cümle geliyor: “Brailsford bu başarısızlığın
sorumluluğunu kabul etmeli, onun döneminde Team Sky bisikletçilerinin
hazırlanma ve yarışma tarzlarının, takımının başarılarının ve performansının
etrafında yaralayıcı şüpheler var.” Ve akabinde en can alıcı kısım var: “David
Brailsford’un komiteye verdiği ifadeye rağmen, biz WADA kuralları çerçevesinde
ilaçların sadece sağlık sebeplerinden değil, performans arttırıcı olarak da
kullanıldığına inanıyoruz.”Kısacası onlar da
-artık hemen hemen herkes gibi- Team Sky’a inanmıyor. Zaten Britanya basını da
raporun ardından ağız birliği etmişçesine “Brailsford sorumluluğunu kabul
etmeli ve istifasını vermeli” yazıları kaleme almaya başladı. Zira henüz ortada
US Postal dönemi kadar büyük bir şebeke görünmese de TUE mazereti arkasına
sığınılmış bir yasaklı madde sarmalı olduğu belli. Bu yüzden de bazı kalemler
“Henüz buz dağının görünen kısmındayız” diyor. Zira komitenin raporunda yer
verdiği anonim bir kaynak, sağlık gerekçesiyle kullanılan ama performans
arttırıcı etkisi de olan triamcinolone’un o dönem Wiggins’le birlikte çalışan
diğer bisikletçiler tarafından kullanıldığını da ifade ediyor. Ve eğer o
kaynağa ulaşılırsa, mesela ismi bir gün açığa çıkarsa, peşinden başka itiraflar
gelebilir ve Team Sky devasa gücüne rağmen bir anda tuzla buz olabilir. Zira
spor skandallarına aşina olanlar şunu iyi biliyor. Herkes düşebilir, arkasında
koskoca devletler olan Sepp Blatter de George W. Bush ve Nicolas Sarkozy ile
ahbap olan Lance Armstrong da düştü. Günü gelince herkes düşer. Gerçekten tanıdık bir
koku bu. Zira hepimiz çeşitli şekillerde aslında olacakları biliyorduk. Lance
Armstrong çağı sonrası Team Sky taze bir soluk olmuştu belki ama ilk günden
itibaren tanıdık bir his de peşimizi bırakmıyordu. Muhtemelen bu yüzden, birkaç
gazeteci (maalesef David Walsh gibi isimler) dışında kimse istikbalini onların
güvenilirliği üzerine kurmadı. Yaptıkları her atak, attıkları her adım, kazandıkları
her yarış alkışlandı ama bir yandan da her şeyin bir gün tersine dönebileceği
ihtimali üzerine senaryolar kuruldu. Şu anda o sona
yakınız gibi duruyor. Belki takım için değil ama en azından Dave Brailsford
için gelecek çok karanlık. Ve o istifa etmediği sürece takımın da istikbali pek
parlak olmayacak. Dahası sadece mevzu bahis raporla uğraşmayacaklar. Bir başka
TUE skandalının başrolünde duran, Wiggo’nun aksine bir de pozitif testi olan Chris
Froome’un alması muhtemel ceza da cehennemin kapısında onları bekliyor.Komitenin raporunu
okurken aklıma Gabriel Garcia Marquez’in Kırmızı Pazartesi kitabı geldi. Herkes
tarafından bilinen bu ince kitabın en yenilikçi tarafı daha girişte okuyuculara
sonu söylemesidir. Kolombiyalı yazar, şöyle başlar: “Santiago Nasar, onu
öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat
05:30’da kalkmıştı.” Alt başlığı ‘İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin
Öyküsü’ olan eserin devamında da Marquez o cinayetin arka planına döner, nasıl
kimsenin bir şey yapamadığını anlatırdı.Belki tuhaf gelecek ama Team Sky’la
ilişkimize de çoğu zaman aynı ton hakimdi. İşleneceğini herkesin bildiği bir
doping öyküsünü izledik yıllar boyu. Farklı vesilelerle onlara duyduğumuz
güvensizliği aktardık ve beklemeye devam ettik. Sonra Rus hackerlar, Britanyalı
gazetecilerce milletvekillerinin araştırmalarıyla işler tersine döndü, merakla
okumaya beklediğimiz romanın ilk cümlesi yazıldı. Şimdi geri kalan sayfaları
okuma zamanı. Belki üçüncü ziyaretimde beni kitapçılarda farklı bir seçki
karşılar ve bisiklet rafından aldığım bir eserle kasaya doğru giderken 2012
yazını düşünürüm. Demek ki o yaz her şey kusursuz değilmiş.İnan Özdemir
9 Mart 2018 Cuma
2018 Doping Yazıları, 1
Icarus
Icarus, yarattığı
sonuçlarla, basit bir spor belgeselinin çok ötesine geçti. Rusya'daki doping
skandalının iç yüzünü izleyiciye aktaran belgeselin yönetmeni Bryan Fogel ile
bu yolculuğu konuştuk.
5 Mart 2018
Merhaba Dostlar;
Web yayıncılığı yapan icarus dergisinden Caner Erler araştırmacı yazarımızın ilğinizi çekeceğinizi düşündüğüm araştırmasını sizlerin bilgisine sunuyoruz.
Rusya’nın 30 dalda
1000 sporcusunu devlet destekli bir doping şemasıyla yarıştırdığı gerçeği, Netflix’te yayınlanan Icarus adlı belgesel sayesinde ortaya çıktı. Yönetmen
Bryan Fogel, anti-doping sisteminin nasıl aşıldığını anlamak için çıktığı yolda
Dr. Grigory Rodchenkov ile karşılaşınca bambaşka bir gerçeğin peşine düştü.
Sundance Film Festivali’nde Orwell Ödülü’nü alan bu casus-korku edasındaki
yapıtın kahramanı Rodchenkov, bugünlerde tanık koruma programında. Fogel ise
telefonun diğer ucunda, sorularımızı bekliyor…
Geçen ay Uluslararası
Olimpiyat Komitesi (IOC) Rusya’yı Kış Olimpiyat Oyunları’ndan men etti. Icarus
belgeseli olmasaydı bu kararın verilebileceğini düşünüyor musunuz?Spor yazarı
Nick Harris de konuyla ilgili bir tweet’inde “Byran Fogel ve Grigory Rodchenkov
olmasaydı bu karar alınamazdı” diyordu…
Aslında şöyle ifade
etsek daha doğru olacak; Grigory Rodchenkov olmasaydı asla böyle bir karara
ulaşamazlardı. Hatta böyle bir dava bile olmazdı. Belgeselde farklı bir konu
için Rodchenkov’a ihtiyacım olmuştu. Ama bugün gelinen noktada, bu yolu
aydınlatanın onun filmi çektiğimiz sırada bize aktardığı sırlar olduğunu söyleyebilirim.
O sırlar, devlet destekli organize bir doping şemasının herkes tarafından
öğrenilmesini sağladı. Yani Rodchenkov, her şeyi altüst etti. Onun kendiyle
hesaplaşması, kararlılığı ve cesareti bu yolu açtı.
Lance Armstrong’un itirafı gelince,
aramızdaki tüm sohbet konuları sadece bu olmuştu artık. Böylece bu konuya ayrı
bir ilgi besledim. Performans artırıcı ilaçlar nasıl bir etki yapıyordu? Ben de
kullansam Zabriskie kadar iyi olabilir miydim?
Filmi başa sararsak,
belgesel fikrinin başlangıcı tam olarak neresiydi?
Bu belgeseli yapma
fikri, tüm sporlardaki antidoping sisteminin koca bir sahtekârlıktan ibaret
olduğunu düşünmemle başladı. Ben bisikletçi olma hayalleriyle büyüyen bir
çocuktum. Ancak 18-19 yaşlarında geçirdiğim bir kaza beni bu yoldan
alıkoymuştu. Amatör bir bisikletçi olarak tutkumu sürdürdüm. Los Angeles’ta bir
film çektim ama tutmadı. Ben de bunun üzerine, bir nevi depresyona girmiş
hâlde, yaşadığım yer olan Malibu’da her gün bisiklete binmeye başladım.
Akabinde aynı bölgede yaşayan bazı profesyonel bisikletçilerle bir araya
geldim. İçlerinden biri David Zabriskie’ydi, yani Lance Armstrong’un eski takım
arkadaşı… Onlarla sürerken gayet iyi iş çıkarıyordum. Sohbet de ediyorduk. Tam
o dönemde Lance Armstrong’un itirafı gelmişti. Aramızdaki tüm sohbet konuları
sadece bu olmuştu artık. Böylece bu konuya ayrı bir ilgi besledim. Performans
artırıcı ilaçlar nasıl bir etki yapıyordu? Ya da gerçekten yapıyor muydu? Ben
de kullansam Zabriskie kadar iyi olabilir miydim?
Lance’in dönemindeki
neredeyse herkes dopingle yakalanmıştı; Marco Pantani, Tyler Hamilton, Ivan
Basso, Roberto Heras… Ama ne hikmetse Lance, teknik olarak hiçbir testte
pozitif çıkmamıştı. Bunu nasıl başarmış olabilirdi? Sistem nerede hata yapıyordu?
Lance, Zabriskie başta olmak üzere takım arkadaşlarına ve yoluna çıkan herkese
acımasızca davranan bir nefret objesiydi ancak bir şampiyon bisikletçi olarak
geldiği seviye inanılmazdı. Sonuçta, sadece dopingle Fransa Bisiklet Turu
kazanamazdınız. Çok çalışıp ardından dopingle fark yaratmanız gerekiyordu. Ben
de ortalama fizikte bir insanım ve profesyonel değilim. “Doping yapsam ne olur”
diye düşündüm ve denemek istedim… Buradaki en kritik konu ise şuydu; Lance
yakalanmamıştı, itiraf etmişti. Dünyanın en büyük yıldızlarından biri olarak
ancak eski takım arkadaşlarının itirafı ve tanıklığı ile yakayı ele vermişti.
Peki bu adam, 500 küsur testte nasıl temiz çıkmıştı? Rusya mevzusunda da
aslında doping yakalanamadı; ancak sistemin içinden birinin itirafı ve tanıklığı
sayesinde sonuca ulaşıldı. Yani doping karşıtı sistem ne yazık ki işlemiyordu.
Açıkçası beni bu filmi çekmeye iten sebep de bu oldu; sistemin işlemediğini
kanıtlamak istedim. Bunun için de kendimi kullanmaya karar verdim. Sonra yol,
beni 2014 yılında Rodchenkov’a götürdü…
Icarus, George
Orwell’dan bir alıntıyla başlıyor: “Sahtekârlığın egemen olduğu evrende,
doğruyu söylemek devrimci bir eylemdir.” Sadece sporda değil, dünyanın ve
insanlığın genel anlamda en kötü 10 yılını yaşadığını düşünüyor musunuz?
Evet, buna
katılabilirim. Dünya Savaşları sırasında hayatta değildim tabii. Bu yüzden,
kendimden öncesiyle bir karşılaştırma yapamıyorum ancak dünya üzerinde
bulunduğum zamanların toplamında, bugünün kesinlikle en kötü dönem olduğunu
hissediyorum. ABD’de ırkçı ve ayrımcı söylemleriyle adeta bir kara parodi olan
Donald Trump yönetimine, Rusya’da ve dünyanın diğer taraflarında yaşananlara,
dünyayı yönetenlerin hayata ve dünyaya bakış açılarına, ülkeniz Türkiye’de ve
komşunuz Suriye’de olanlara ya da Kuzey Kore’ye baktığınızda ne yazık ki
karanlık bir sarmalın içinde gibi hissediyorsunuz. Bu da sizi, devrimsel
hareketlerin gerekliliğine götürüyor. Bunun için, doğruyu söylemeniz ve
gerçeğin peşinden gitmeniz lazım. Rodchenkov’un Icarus’ta söylediği doğrular ve
peşinden gittiğimiz gerçek, Orwell’in sözünü yansıtıyor. Yaşadığımız,
sahtekârlığın yanınıza fazlasıyla kaldığı bir dönem. Böyle dönemler de
gerçekleri açığa vuracak cesur insanlar gerektirir, tıpkı Rodchenkov gibi…
Belgeseldeki en
çarpıcı karelerden biri de anti-doping uzmanı Don Catlin’in sporcular için
“Hepsi dopingli” dediği andı. O cümleyi duyduğunuzda ne düşündünüz?
Aslında bu, Icarus
yolculuğuna çıkma sebebimin onaylandığı an gibiydi. Don Catlin doping yakalama
sistemini yaratan, dünyada doping konusunda en yetkin bilim insanıydı ve bu
insan, gözlerimizin içine bakarak tüm sporcuların dopingli olduğunu söylüyor ve
“Dopingli sporcuları yakalamak çok zor” diyordu çünkü sistem tam olarak
çalışmıyordu. Bu, çok daha büyük bir hikâyeye doğru gittiğimi anladığım ilk
andı.
Peki, tam olarak ne
zaman “Tamam, sanırım tüm bu olanlar benim düşündüğümden çok daha büyük!”
dediniz?
Aslında bu yavaş bir
süreçti, her şey birikerek büyüyordu ama asıl kırılma noktası, 2015 Kasım’dı.
WADA raporu yayımlanmış ve Moskova Laboratuvarı askıya alınmıştı. Akabinde
Rodchenkov da laboratuvar direktörlüğü görevinden istifa etti. Ona Los Angeles
uçak biletini satın aldığım an, dönüm noktasıydı; ABD’ye ayak bastığı an,
belgesele başladığım noktanın çok uzağında ve çok farklı bir hikâyenin tam
ortasında olduğumu, artık başka bir film çektiğimi fark ettim.
Sizce Rodchenkov,
neden en başta size doping yapma konusunda yardımcı olmak için bu kadar
istekliydi?
Bu karmaşık bir konu. Cevaplardan
kolay olanı, ikimizin harika bir arkadaşlık kurmuş olmamız. Ancak bu ilişkinin
sizin göremediğiniz, kameralara yansımayan bir kısmı da var. Icarus’ta
kullandığımız bölümler, belki de yaşadıklarımızın yalnızca yüzde birine tekabül
ediyor. Bir kere Rodchenkov bana güvenmişti, ne de olsa Don Catlin referansı
vardı. Öte yandan, tüm bu yolculuğun eğlenceli olacağını düşünmüştü. Zira
benimle yapacağı şeyi, tüm hayatı boyunca yapmıştı zaten. Bu kez bunu bir iş
değil, oyun gibi görecekti. Bir ABD’li hem de bir amatör bisikletçi, ondan
doping konusunda bilimsel kılavuzluk talep ediyordu. Bu da onun zihninde farklı
çağrışımlar yapmış olabilir. Lance Armstrong’un ülkesinden geliyordum ve en
başta, bana Rusya’da olanları anlatmayı planlamıyordu. Ben ondan eski usul
basit bir şey talep etmiştim ancak onun Rusya’da yaptıkları, Lance’in
yaptıklarının yanında çok daha karmaşık ve komplikeydi. Rus sporculara içinde
üç farklı ilacın olduğu bir kokteyl hazırlıyordu, sonra bu kokteyli alkolle
seyreltiyor ve dolaşım sistemine enjekte ediyordu. Bu da uzun vadeli testlerde
sporcuların yakalanmasını engelliyordu. 2012 Londra’da bile işe yaramıştı bu…
Rusya’nın devlet
destekli doping sistemi hakkında konuşmaya neden ve nasıl karar verdi
sizce? Rusya’nın Ukrayna topraklarına girişini Soçi’de madalya rekoru
kırarak maskeleme amacının onu çok rahatsız ettiği söyleniyor…
Ukrayna saldırısı,
onun bakış açısını değiştirmişti. Bu kesin. Soçi’de kazanılan 33 madalyada payı
olan doping sistemini titizlikle kuran isim olarak bu kanlı propagandaya alet
olmak hoşuna gitmemişti. Ama sanırım laboratuvardan istifaya zorlanması, en
kritik dönemeçti. Belgeselde de gördüğünüz gibi, Rus devlet yetkilileri
WADA’nın o dönemki iddialarını reddetti. Üstelik bu inkâr yetmezmiş gibi,
“Aldatmacaya bulaşan ya da doping yapan biri varsa bu onun suçudur, bu noktada
bireyleri sorumlu tutacağız” tavrı içerisindeydiler. Bariz şekilde bir ceza söz
konusuydu ve Rodchenkov da bu satranç tahtasında feda edilebilecek bir piyon
olduğunu anladı. Bu gerçekliğin farkına vardığında da asıl hikâyeyi açığa
çıkarmaya karar verdi.
Icarus gösterime
girdikten sonra herhangi bir tehdit aldınız mı, tehlike hissettiniz mi?Elbette biraz
hissettim. Bazı tehditler de aldım. Bunlar korkutucuydu. Filmin galası için
Londra’ya gittiğimde korumalarla gezmek zorunda kaldım. Bireysel olarak
güvensiz hissettiğim bir nokta olmadı ama daha ihtiyatlı olmaya çalıştım. Kolay
değildi ama bunlar asıl tehditlerle karşı karşıya kalan Grigory’nin yanında bir
hiç tabii… O, Rusya’da ‘Aranan Adam’ olmuştu. Korkuyu en derinden hissettiğim
anlar ise hikâyeyi Grigory ile beraber New York Times’a götürme süreciydi…ıradaki orum da buydu; Grigory’nin hikâyesini neden ve nasıl kamuoyuyla
paylaşmayı seçtiniz?
Eğer hikâyeyi
kendimize saklasaydık ve insanlar bu hikâyeyi film gösterime girdiğinde
öğrenseydi -ki biz film yapımcılarıyız ve Grigory de tanık ve itirafçı olarak
bu filmde yer aldı- anlattığımız şeylerin doğruluğunu kanıtlamak için daha çok
uğraşmamız gerekirdi. Biz de Grigory’nin söylediklerini bekletmek için bir
sebep görmedik; sonuçta doğrulardan bahsediyordu ve bunları resmi makamlara
götürüp halka açıklamak gerekiyordu. Ortada gerçekler vardı yani. Grigory’nin
anlattıkları gerçekti, değil mi? Hâlbuki bunu filme saklasaydık, Rusya ve geri
kalan tüm dünya, Grigory’nin deli, çılgın ve yalancı olduğunu söyleyip onu
itibarsızlaştırabilirdi ki hâlâ da bunu yapmaya çalışıyorlar zaten. Üstelik
bizim IOC’nin elindeki uzun süreli saklanan numuneleri tekrar test ettirme
yetkimiz ve kabiliyetimiz yoktu. Ya da WADA’nın, Richard McLaren gibi bir
uzmana soruşturma açtırıp rapor yazmasını sağlayamazdık. Gerçeğe ulaşabilmenin
tek yolu, Grigory’nin söylediklerini güvenilir bir kaynaktan yayımlamaktı.
Bizim için önemli olan, gerçeğin ortaya çıkması ve ciddiye alınmasıydı ve
biliyorduk ki New York Times gibi bir yayın organı sizinle bir hikâye üzerine
çalışırsa ciddiye alınırsınız.
Rodchenkov’un Moskova
Laboratuvarı’ndan arkadaşları, Vyacheslav Sinev ve Nikita Kamaev, Şubat 2016’da
şüpheli biçimde ölü bulundu. Siz, kendiniz ve Rodchenkov için endişelenmediniz
mi?Çok endişelendik tabii… Grigory’nin Los Angeles’a gelişinden sonra ailesi
de çok endişeliydi. Eski KGB, yeni FSB ajanlarının her şeyi yapabileceklerini
düşünüyor ve biliyorlardı. Ama birkaç nedenden dolayı bu hikâyeyi artık
yayınlamak istedik. Buna karar verdiğimiz an da ABD Adalet Bakanlığı’nın da işe
dahil olduğu dönemdi. Onlar Grigory’nin ABD’de olduğunu biliyorlardı.
Grigory’nin elindeki bilgilerin öneminden habersizlerdi ama ABD’de Rusya’dan
kaçmış bir bilim insanı olduğunu biliyorlardı. Bu nedenle onu buldular ve ifade
vermek zorunda olduğunu söylediler. Biz de kaygılıydık zira ABD’nin Grigory’den
öğrendiği bilgilerle ne yapacağını kestiremiyorduk. Grigory ve ben, bu olayın
2016 Rio öncesinde ortaya çıkması gerektiğini düşünüyorduk çünkü ancak o zaman
bir etki yaratabilirdik. ABD’nin bu bilgilerle ne yapacağını bilemememiz de bu
kararı çabuk vermemizi sağladı. Sonuçta, bu noktada farklı devlet ilişkileri de
devreye girebilirdi. Bu yüzden, New York Times’a gidip bu hikâyeyi açıklamaya
karar verdik. Gazete basıldığı anda da hikâyemiz artık gerçeğe dönüştü. Sonuçta
NY Times, Trump’ın dediği gibi bir ‘fake news’ (yalan haber) yayını değildi.
Belgesel sürecinde
aldığınız ilaçların etkilerini hissediyor musunuz hâlâ?
Hayır, bugüne yansıyan
bir sağlık sorunum yok. Ya da beni güçlendiren bir etkisini görmedim. Hiçbiri
sizi bir anda süper kahraman hâline getirmiyor. Mesela ben EPO, HGH,
testosteron gibi ilaçları aldıktan sonra bisikletimle yollarda bir anda
uçacağımı sanıyordum ama öyle olmadı. Direkt hissettiğim tek etkisi ise şuydu;
inanılmaz bir güç kaybını ertesi günlerde daha rahat telafi edebiliyordum.
Yorgunluk hissim azalıyor, daha rahat antrenman yapabiliyor ve ertesi günü daha
rahat çıkarabiliyordum. Bisikletçilerin hissettiği o limitleri zorlama hissi
oluyordu ama daha çabuk toparlanıyordum.
Doping maddeleriyle
yarıştıktan sonra Lance Armstrong ve diğer sporculara bakış açınız değişti mi?
Deneyimimden yola
çıkarsak; dünyadaki tüm ilaçları alsanız bile şampiyon olamazsınız. Eğer
gerekli kararlılık ve istek yoksa olmuyor. Tüm bunları kapitalize etmek için
genetik avantajlar da gerekiyor. Değişkenler hem genetikle hem de çok
çalışmakla ilintili. Armstrong gibi o seviyeye ulaşanlar için elbette yüzde 1-3
arası bir katkı sağlamak mümkün ama şampiyonların sadece ilaçla yaratıldığına
inanmıyorum; şampiyonluk yolu mental güç, imkânlar ve yüzlerce saat bıkıp
usanmadan yapılan antrenmanlardan da geçiyor. Yasaklı ilaçlar ise size tüm bu
listeyi tamamladıktan sonra gereken o küçük farkı elde etme imkânı sağlıyor.
Bisiklette doping tamamen temizlendi mi; bence hayır. Gelecekte ne olacağını
kestiremiyorum. Bildiğim tek şey şu: Bisiklete olan tutkum hiç bitmeyecek.
5 Mart 2018 Pazartesi
2018 Akdeniz Bisiklet Turu
Merhaba Bisiklet dostları;
2018 Türkiye Bisiklet Federasyonu ve UCİ faaliyet programlarında yer alan 18 takım ve 128 sporcunun katılımı ile Hatay-Adana ve Mersin illerinde yapılan Uluslararası 2.2 Akdeniz Bisiklet turu iyi bir organizasyonla tamamlandı.
Emeği geçenlere teşekkür ediyor.Tüm katılımcı kulüp ve sporcuları ayrıca tebrik ediyoruz.Bisiklet sezonu ve uluslararası turlar hız kesmeden önümüzdeki haftadan itibaren devam ediyor.Türk bisiklet sporu bu sayede sürekli gündemde kalıyor.
Bir sonraki müsabaka görüşmek dileğiyle.dostlar.
2018 Türkiye Bisiklet Federasyonu ve UCİ faaliyet programlarında yer alan 18 takım ve 128 sporcunun katılımı ile Hatay-Adana ve Mersin illerinde yapılan Uluslararası 2.2 Akdeniz Bisiklet turu iyi bir organizasyonla tamamlandı.
Emeği geçenlere teşekkür ediyor.Tüm katılımcı kulüp ve sporcuları ayrıca tebrik ediyoruz.Bisiklet sezonu ve uluslararası turlar hız kesmeden önümüzdeki haftadan itibaren devam ediyor.Türk bisiklet sporu bu sayede sürekli gündemde kalıyor.
Bir sonraki müsabaka görüşmek dileğiyle.dostlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














